Mahalle – Bölüm 3

Kepenkler indirdiğin bu hayat, bütün hatalarını rafa kaldırmadı, kaldırmayacak. Ne zamanki göz kapaklarını kaldırdığın o gün gelir, anlarsın bütün kayıplarını.

Öyle işte Fiko, biz bu yolları geçerken ne kaldıracak bi’ göz kapağı ne de indirecek bi’ kepenk bulabildik.

-“Dükkan var ya abi” dedi bizimki sırıtarak.

Ensesinden vurdum bir tane buna.

-“Komik mi pezevenk!”

-“Özür dilerim abi” dedi Fiko, başını eğerek. Sessizlik oldu biraz, tamirhanede karşı sokakta top koşturan çocukları izledik bir müddet. Sessizliğin boku çıkmıştı, iş de çıkmadı bugün. Can sıkılmaya başladı, açtım muhabbetin kapağını.

-“Sen hiç hata yaptın mı Fiko?”

-“Ne gibi abi?”

En katlanamadığım şeylerden biriydi salağa yatmalar ve soruya soruyla cevap vermek. Fiko saftır, eziktir ama söylediğimi anlamama ihtimali yoktu. Sinirlendim, sesimi yükselterek;

-“Hata yaptın mı yapmadın mı amına koydumun çocuğu, ne gibi ne demek?”

Demiştim ya, ağzımdan çıkan her söz Fiko’nun bütün gün hangi ruh haline bürüneceğini belirleyen tek kriterdi. Dayanamadı, ağlamaya başladı.

-“Var abi, bu zamana kadar senin yanında olduğum her gün yaptığım en büyük hataydı.” dedi sümüklü, ağlamalı bağırarak.

Neye uğradığımı şaşırdım. Sinirim daha da katlandı.

“Siktir git lan burdan, siktir git!”

Kalktı bu. İçine içine ağlayarak tamirhaneden ayrıldı. Sigara yaktım, sesleri duymuş olsa gerek Bekir göründü uzaktan. Elde tesbih, kafada herzamanki şapka geliyor bizimki.

-“Huopp abi naptın?”

“Gel lan gel, çay içecen mi?”

Doğruldum yerimden, içeriye doğru yürüdüm. Bu da arkamdan devam etti. Lavaboda yüzümü yıkadım, kafamı kaldırıp aynaya baktığımda aklım yerimden çıkacak gibi oldu. Bekir dibimde bitmiş, suratı aynayı kaplamıştı.

-“Abi anlatmayacan mı artık, Asuman abla mı bozdu sinirini?”

-“Bi’ soru sordum Bekir!” dedim.

-“Ne sorusu abi?” dedi bu.

Yine bir soruya soruyla cevap gelmişti. Ulan dedim içimden.

-”Sen de hata yapma Bekir, sen de hata yapma.”

-“Hiçbir şey anlamadım ama neyse abi, sana söyleyeceklerim var.”

-“Asuman’a mı bir şey oldu?”

-“Yok abi öyle değil, yenge iyi çok şükür. Rıfat… Çıkmış hapisten, mahalleye dönüyormuş. Rıza abi dedi, duraktan bi’ otobüs dolusu adam karşılamaya gitmişler, yoldadırlar.”

-“Heh bir bu eksikti amına koyayim.”

Gelelim Rıfat’a…

Çocukluktan beri hasmım olur kendileri. Uyuşmadı kitabımız, okuyamadık birbirimizi. Ben siyah desem, bu beyaz derdi. Ben yukarı desem bu aşağı.  Bunca zıtlığa rağmen tek ortak yanımız oldu. Asuman… Düşündükçe delleniyorum, takmış bizimkini kafaya. Bi’ bok olacağından değil de, Asuman ve Rıfat isimlerinin aynı resmi dile bağlı olması bile beni benden alıyordu.  Ya aklını başından alacağım, ya kafasını vücudundan. Başka türlü bunun Asuman’dan vazgeçeceği yok. Muhtar’a söz vermiştim. Bu mahallenin asayişi konusunda en ufak bir mevzu çıkartmam, çıkarttırmam.  Başka bir çözüm bulmak gerekecekti.  Ulan okumuş adam olsak iki kelam edip belki de mevzuyu bitireceğiz. Ne bu serseri okudu ne ben. Ben hayatımda Asuman’dan başka kitap görmedimki. Bi’ onu okudum, onu da yarım bıraktım. Kıyamam, bitiremem o kitabı. Hep bir sonraki sayfasını merak ettim. “Son” kelimesine gelemem. Asuman’ın olduğu sonsuz düşlerin içinde “son”u olan her kitabı yakarım. Varsın okul okumamış cahil olarak kalayım.

-“Bu sokağa sokmayın onu Bekir.”

-“Abi…”

-“Bu sokağa sokmayın onu dedim, Bekir. Uzatma! Çocuklara söyle, Asuman’ın kapısına iki adam koysunlar.  Mahalle bundan sonra ayağını denk alacak.

-“Abi gözünü seveyim bi’ mevzu çıkartma.”

Kepenkleri indirdim.

-“Dükkan kapalı Bekir, akşama görüşürüz.”

Hızlı adımlarla Asuman’ın sokağına doğru yürüdüm.  Bekir’in koyacağı adamlara güven olmaz. Bu piç Rıfat her şeyi planlamıştır. Anasından önce Asuman’ın kapısına dayanır Pezevenk.  Gök gürüldemeye başladı. Kubbe hissetti mi ne yaptı bilemiyorum, şimşek sesleri bir şeylerin habercisi gibiydi. Ulan dedim, hep filmlerde olurdu bu sahne. İki deli aşık, ortada esas kız. Uğraş dur ölene kadar.  Hoş, senaristlerin hissettiklerini yönetmenlerin nasıl anlayacağını da düşünür durmuşumdur. Bunu yazan kalem de bilmiyor muhtemelen. Bu hikayede filmlere yer yok. Yok mu şöyle daha kallavi bir günahı olan? İki deli aşık, teke düşer elbet.  Neyse, vardım Asuman’ın kapıya… İçimden kendimi öyle bir şartladım ki.. “Gel ulan şerefsiz, gel ulan göstereyim içerisi mi dışarısı mı sana cehennem!” Volta atıp duruyorum kapıda. Sigaranın biri bitiyor, diğeri geliyor. Biri bitiyor, diğeri geliyor. Sürekli saate bakıyorum. O kadar eminim buraya geleceğinden. Yağmur şiddetini artırdı. Sokakta tek bir allahın kulu yok. Bekledikçe sinirleniyordum, sinirlendikçe voltalıyorum. Güya Bekir adam dikecekti Asuman’ın kapıya. Ne gelen var ne giden. Ona da şartladım kendimi. Hesabını soracaktım elbet. Gözüm arada Asuman’ın pencereye bakıyor. Işığını gördükçe bir nebze olsun kafam rahat ediyordu. Sırılsıklam olmuştum. Gözüm dönmüştü artık, sabaha kadar beklerdim.  Elimi cebime attım, yağmurdan sigara paketi yamyaş olmuş. Piç oldu bütün dallar, bir sinir de ona. Savurdum paketi yere.  Ağzımdan küfür yağdı.

-“Böyle yağmurun içine sıçayım, nerdesin şerefsiz, nerdesin!”

Arkamdan omzuma doğru bir el uzandı. Hiç beklemiyordum. Ağırlığı adeta sağ kolumu çökertecek gibiydi. Kafamı yavaş yavaş arkama doğru çevirmeye başladım ve o ses;

-“Sen hiç hata yaptın mı?”

Devam edecek…

Mahalle 2. Bölüm için: http://denizhankocdemir.com/mahalle-bolum-2/