Kısa Alıntılar Lokantası – 1

Dikiş tutmayan ilişkilere müptela olanlar bilirler, her giden kalın bir kireç tabakası bırakır kalpte. Gözyaşı öyle gözden aşağı akınca kireç yapmaz, gömleğinin yeniyle siler, iki üç kere sümüklerini çekersin. O kolay olanı. Fakat gözden içe doğru akınca çok pis oluyor, çaydanlık dibi gibi bembeyaz oluyor insanın içi… Sen daha çocukluğunun tozunu atamamışken, bir de kireç bağlıyorsun, ne fena! O tortudan illa kurtulman lazım; yapamazsan tadı tuzu olmuyor gönlünde demlediğin yeni aşkların. Keder sökücü cümleler kurup içine bas geceden kalbini. “Geçti” diyebilirsin, “benim için güzel bir deneyimdi, ayrılıklar da bir tecrübe, dilerim mutlu olur” diyebilirsin. Bir Attila İlhan alabilirsin araya; “çünkü ayrılık da sevdaya dahil”… De bunları. Temizle kalbini. Yılmadan, bıçağın ucuyla falan, canını acıta acıta da olsa uğraştığında, ta içine çöreklenmiş o tortuyu kaldırabilirsin. Yoksa dediğim gibi aşk, kalpte demlenir. İçini temizlemezsen, içemezsin…

Hani şu reklamlarda kadın mutfağa giriyor, mutfak almış başını gitmiş, bin yılın yağı birikmiş ocağın üstünde ama iki kere yağ çözücü fıslatıp yağı, kiri, tozu kolayca alıyor ya, o kadını kendine referans al. Onun gibi olacağız zamanla, ona benzeyeceğiz. Temizlemeyi bir kez başarabildiğimizde; anıları unutmak için değil, temizlemek için silmeyi becerebildiğimizde çorap söküğü gibi gelecek devamı. Eşin, dostun, bütün hısım akraban, anıların, çocukluğun, ilk gençlik yılların, hataların, aşkların, hepsi sıraya girecek gel barışalım diye… Biliyorum bunu. Gündeliğe gider gibi gidiyorum ben kendi geçmişime, sabahtan akşama kadar canım çıkana kadar, sırtımdan ter aka aka temizliyorum her şeyi. Silkeliyorum, ovuyorum, gerektiğinde telliyorum geçmişi. Her gün yeniden başlıyorum, her gün yeniden… Kabul, asla ilk günkü ışıltısında olmuyor hayat; ama yine de, yıllarını anılarını temizlemeye vermiş ağır bir işçi kelamı bırakabilirim şuraya; barış geçmişinle her gün yeniden, yeterinde uğraşırsan eser kalmıyor kirden…